Gezi Notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi Notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2012 Perşembe

Ukrayna - Odessa Hayal(et) Şehir -1

02.10.2012 Sabah 7:00 de Odessa Tren İstasyonundayız. Trenlerden iner inmez Kiev'dekine benzer şekilde etrafta yakalarında kiralık ev yada oda yazan kadınlar dikkatimizi çekiyor. Arkadaşım sigarısını yakınca kadın uyarıyor burada yasak diye. Açık havada sigara içmenin neden yasak olduğu hususunu pek anlayamasakta, arkadaş sigarasını söndürüyor ( bu konuya neden değinildiğini ileride anlayacaksınız :) ) 

Burada öncelikle arkadaşımın tanıdığı birinin yanına gideceğiz. Adresi var ama nasıl gideceğimiz hususunda hiç bir bilgimiz yok.  Adresi sorduğumuz kimse adresi bilmiyor. Bir çöpçü bayana adresi soruyorum. İşini gücünü bırakıp Agromiceskaya Caddesinin yerini öğrenmeye çalışıyor. Birkaç kişiye sorduktan sonra bir kadın bildiğini ima ediyor ve bize tarif ediyor. Çöpçü Bayana şükranlarımızı sunuyoruz ve kadının tarif ettiği yere doğru yürüyoruz. Biraz ilerledikten sonra terkar yolda gördüğümüz bir çifte adresi soruyoruz. Bu arkadaşta işini gücünü bırakıp bir arkadaşına telefonda bu caddeyi soruyor ve yaklaşık 15 dakika bizim için araştırma yapıyor. Şaka gibi :)  Sonra bize çizerek tarif ediyor. Fakat uzak olduğu için minibüse binmemizi öneriyor. Kendisine çok teşekkür ediyoruz ve daha erken olduğu için gördüğümüz bir çay bahçesinde oturmaya karar veriyoruz. Boş olan masalardan birine oturuyoruz. Bir genç ortalığı temizliyor. Biz oturunca yanımıza geliyor ve tahminen rusça birşeyler söylüyor. Anlamadığımı anlayınca gidiyor ve bir laptopla beraber yanımıza geliyor. Laptop'da bir çeviri programı var. Karşımızda "yarım saat sonra açılmak" diye birşey yazıyor :) Haaa anladık diyoruz. Ama oturmamızda bir sakınca yokmuş. Adamlar teknolojiyi iyi kullanıyor :) 

Ukrayna mı? Ukranya mı? Boşver Kiev’i Gezelim -3

01/10/2012. Evden saat 9:00 da çıkmak zorundayım. Çünkü Nina gelip evi temizleyecek ve başka birine kiralayacak. Erkenden uyanıyorum ve kahvaltı yapıp evi biraz toparladıktan sonra TV izlemeye başlıyorum. Saat 8:30 da kapı çalıyor ve Nina geliyor. Kendisine teşekkür ediyor ve çıkıyorum. Tekrar tren istasyonuna gidiyorum. Bu arada Cumaali arıyor ve kendisinin de Odessa’ya gideceğini söylüyor. Tren istasyonunda saat 22:00’den önce bulaşmak üzere hemfikir oluyoruz. Ben bu arada internetten Kiev ile ilgili araştırma yapıyorum. Hydropark (Hidropark) isminde bir yer dikkatimi çekiyor. Metro istasyonunun da olduğunu görünce doğru oraya doğru yola çıkıyorum.



2 Ekim 2012 Salı

Ukrayna mı? Ukranya mı? Boşver Kiev’i Gezelim -2



Kiev - Golden Gate

30/09/2011. Sabah 9:00 da uyandım. Markete gidip biraz alışveriş yapmak için dışarı çıkıyorum. Eko Market isimli bu markete giriyorum. Markette biraz karşılaştırma olsun diye etiketleri kontrol ediyorum. Örneğin, domates (4 adet) 1,2 TL. Yaş sebze ve meyve pahalı gibi. Ama diğer ürünler ucuz diyebilirim. Türk malı herhangi bir ürün yok markette. Fakat bilindik bazı markalar var. Lipton, Nescafe, Alpella vb… Neden bizimkiler buralarda satış imkanı bulamıyor anlamadım. Kasaya para öderken dikkatimi çekti. Naylon poşet için de para veriyorsunuz. Bence güzel bir uygulama. Bedava olunca herkes 3 er 5 er alıyor ve sonra doğayı perişan etmiş oluyoruz. Bu uygulama en kısa zamanda Türkiye’de de zorunlu hale getirilmeli. 





Ukrayna mı? Ukranya mı? Boşver Kiev’i Gezelim -1



29/09/2012  sabah 7:30 da evden çıkıyorum ve 8:00 de Ankara Esenboğa Havaalanındayım. Pegasus ile sabah 9:20 de İstanbul’a doğru havalanıyoruz. 45 dakika sonra Sabiha Gökçen Havaalanındayız. Atatürk Havaalanına gidenler bilir inanılmaz bir kargaşa ve koşuşturmaca vardır. Sabiha Gökçende bu manzaradan eser olmadığı gibi çok güzel tasarlanmış ferah ve modern bir havaalanında buluyorsunuz kendinizi. Bir üst cümle ile nazar değdirdiğimden midir nedir, pasaport polisi mobil biniş kartına kaşe basamayacaklarını (bu konuda haklılar :) ) söyleyerek basılı biniş kartı olması gerektiğini söylüyor. Neyse konturların açılmasını bekledikten sonra biniş kartımı alıp problemsiz bir şekilde Türk Havayollarının 14:30 Kiev – Borispol uçağına biniyorum.  Koltuk numaram 22/A . Bunu yazmamın sebebi şu; uçakta A sırasını seçerseniz Ukrayna’ya girerken denizi değil karayı izleme şansınız olur. Türkçe, İngilizce ve Rusça anonsları dinledikten sonra tam dolu şekilde havalanıyoruz. 

17 Ağustos 2012 Cuma

Yüksek Hızlı Eskişehir Ziyareti

Kurşunlu Külliyesi
Eskişehir denince aklıma 2 şey geliyor. Birincisi Yüksek Hızlı Tren, ikincisi Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen. Tabi çokça övülen bu iki kavramı kendi gözlerimle görmek için bu iş seyehati bulunmaz bir fırsat oluyor benim için. 

Sabah 9 :30 için bilet alıyoruz.  Bilet alırken birçok seçenek sunuluyor. İnternet istenip istenmediği, koltuk yönü vb.seçenekler arasında, aman boşver altı üstü 1,5 saatlik yol değil mi diyerek bileti alıyorum. Ankara Tren Garında tadilat çalışmaları yapıldığı için Yüksek Hızlı Tren'in (YHT) Sincan'dan kalkıyor. Tabi Sincan'a kadar kendi imkanlarınızla gidemiyorsanız. YHT kalkış zamanından 1 saat önce Merkez Garından ücretsiz servis imkanından faydalanıyorsunuz. 

Sincan'a 1 saat öncesinde geliyoruz. Geçici bir istasyon olduğu için derme çatma bir yolcu bekleme salonunda bekliyoruz. Salona girerken bilet kontrolü yapılıyor. Kendimizi uçak öncesi "check in" de gibi hissediyoruz :) Hosteslerin giyimi vb.kendimizi Esenboğa Havalimanında gibi hissettiriyor:) Birde bagajları alsalar tam olacak :) Neyse olayı sulandırmayalım. Tren 9:00 da geliyor. 

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Cunda Adası - Nihayet

Ayvalık- Cunda Adası
Saat 15:00 gibi Sarımsaklı'dan Cunda Adasına doğru yola çıkıyoruz. Sarımsaklıda hemen hemen her caddede çok sık geçen Ayvalık Minibüslerine binerek yaklaşık 20 dakikaklık bir yolculuktan sonra Yelken Kafe'nin karşısında iniyoruz. (Yelken Kafe nereden çıktı demeyin, herkes Yelken Kafeyi çok iyi biliyor. Çünkü Cunda araçları buradan kalkıyor.) Eğer daha  ileride inerseniz araçlar dolu olduğu için sizi almaz diyorlar. Neyse yine koptuk konudan. Cunda araçları Fiyat Doblo tarzı 4 kişilik araçlar. Biz aracı boş yakalıyoruz ve atlıyoruz, hakikatende hemen biraz ileride araca iki kişi daha biniyor ve kesintisiz yolculuğumuz başlıyor. Ayvalık Merkezden geçtikten sonra yaklaşık 15 dakikaklık bir yolculuktan sonra Cunda'ya ulaşıyoruz. Tabi Cunda'yı Ayalık karasına bağlayan tahminen 15-20 metre uzunluğunda bir köprü. Yani o arayı taş ile doldursalar Ada falan demeye gerek kalmayacak:)  Neyse Adanın merkezinde iniyoruz. 



İlk izlenim beklediğimizin çok altında bir yer. Yani İstanbul Kadıköy Fenerbahçe sahilleri buraya fark atar. Bir sahil, biraz yat, bir kaç tur  teknesi, sahil boyunca uzanan irili ufaklı restoranlar vb.. Bu mudur? Budur? :)

24 Temmuz 2012 Salı

Ayvalık - Sarımsaklı sakta mı saklasak ?

Altnoluk'tan Ederemit'e Yolculuk
Küçükkuyu'dan gelirken Altınoluk'ta indiğimiz yerden tekrar minibüse binerek Edremit'e doğru yola çıkıyoruz. Buradan direk Ayvalık-Sarımsaklı'ya araç olmadığı için Edremitten Ayvalık araçlarına binmemiz gerektiğini öğreniyoruz. Çok sık aralıklarla buradan Edremit'e minibüsler kalkıyor. Hemen atlıyoruz birine ve yaklaşık 45 dakika sürecek olan Altınoluk-Edremit yolculuğuna başlıyoruz.

Edremit Otobüs Terminali
Edremitten Ayvalık'a Yolculuk
Edremit merkeze ulaşıyoruz. Edremit merkez pek hoşumuza gitmiyor. Hemen buradan Ayvalık minibüslerine biniyoruz. Yaklaşık 1 saat süren bir yolculuktan sonra Ayvalık Otobüs Terminaline ulaşıyoruz. Vakit kaybetmeden buradan Sarımsaklı'ya kalkan minübüse biniyoruz. Minibüs hareket ediyor ve daha terminalden çıkmadan arızalanıyor :) Araçtan iniyoruz ve başka bir araca biniyoruz. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra nihayet Küçük Köy Belediyesine bağlı Sarımsaklı'dayız. Daha ilk anlardan itibaren bizi büyülüyor bu güzel belde. Öncelikle eşyaları bırakacağımız ve konaklayacağımız bir yer arıyoruz. İlk gittiğimiz apart doluyuz deyince içimizi garip bir korku sarıyor ( roman gibi oldu) neyseki bir sonraki apartta yer buluyoruz. Eşyaları atar atmaz yaklaşık 30 metre mesafedeki denize doğru harekete geçiyoruz.

22 Temmuz 2012 Pazar

Balıkesir Altınoluk - Tuttuğun Altın Olsun...

Altınoluk Belediyesi
Akşam 20:30 sularında Küçükkuyu'dan çıkıyoruz. Arkadaşım bizi Altınoluk'a bırakacak. Küçükkuyu ile Altınoluk arası araba ile 10 dakika sürüyor. Bu kadar kısa bir yolculuk olacağını düşünmemiştik:) Tansaş'ın karşısında meşhur trafik ışıklarının orada iniyoruz. Artık rehberimiz yok. Yani macera yeni başlıyor. Çevre yolu üzerinde köyden indim şehire mantığında sırt çantalı iki arkadaş kalacak yer aramak için merkeze doğru yürüyoruz. Çevre yolu bir tatil yöresini daha katletmiş. Bu şirin beldeyi de ikiye ayırmış. Yolun kuzeyi ile güneyi arasında gelişmişlik yönünden bariz bir fark var. Biz Güneye doğru harekete geçiyoruz. İçlere doğru ilerledikçe Altınoluk'un adına yakışır bir güzellik bizi karşılıyor. Sırtımızdaki çantalardan kurtulup, bu güzel mekanı gezmek için acele ediyoruz. Bir iki yere baktıktan sonra güzel bir apart buluyoruz. Merak edenler için hemen söyleyeyim, fiyat 80 TL. Ramazan öncesi olduğu için fiyatlar biraz düşük. Eşyaları yerleştirdikten sonra kendimizi sokağa atıyoruz.

Çanakkale Küçükkuyu- Dileklerimiz İçin Para Attığımız Kuyu.

Küçükkuyu - Derya Camping
Ukrayna'ya vizesiz geçişin Ağustos ayından itibaren geçerli olacağını öğrendiğimizde "yapılır mı bu insan evladına" serzenişleriyle tatiş planımızı değiştiriyoruz ve yıllık iznimin başlamasına 2 gün kala bir arkadaşımızın daveti ile birlikte can dostumla kararımızı veriyoruz ve Ege seyahatine karar veriyoruz. İlk hedef Balıkesir-Altınoluk ile sınır olan Çanakkale'nin Küçükkuyu beldesi oluyor. 

Daha önce ismini hiç duymadığım bu beldeye "herhalde önce Balıkesire giderimi oradan da başka bir araçla Küçükkuyu'ya ulaşırım" derken Metro Turizm'in direk olarak Küçükkuyu'ya otobüs seferleri olduğunu görünce şok oluyorum. Yakında herhalde köylere falan da sefer düzenlemeye başlarlar diyorum. Şaka bi yana bu durum oldukça sevindiriyor beni. 

Cuma gece 22:00 otobüsünde en arkada 43 numarada yer buluyorum ve hemen alıyorum bileti. Cuma günü işten çıkar çıkmaz ufak birkaç alış veriş yapıyorum. Eve geliyorum, biraz birşeyler atıştırdktan sonra Annemin "Oğlum bak sakın denize falan girme, yüzme bilmiyorsun Allah korusun başına birşey gelir" sözlerine karşılık "Anacığım merak etme sen" diyerek evden çıkıyorum.

3 Mart 2012 Cumartesi

Kadıköy Merkez mi? Rıhtım mı?


Kadıköy-Merkez-Boğa
Bir ülkeden başka bir ülkeye geçiyorum sanki. Ülkelerden biri İstanbul-Kadıköy-Merkez, diğeri  ise İstanbul-Kadıköy- Rıhtım.


Kadıköy merkezi ilk gördüğüm andan itibaren, küçük ve dar sokakları, tek yöne akan trafiği, eski ve tarihi yapıları, kafeleri, tarihi özelliği olmamakla beraber Boğa heykeli ve meydanı, bahariye caddesindeki kalabalığı, sokak sanatçıları, çiçekçileri ile bana çok sıcak gelen bir yer olmuştur.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Diyar-ı Bekir (Diyarbakır) acabalarla başlayan yolculuk

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Güneydoğu'ya olan merakımızı gidermek amacıyla  18 Temmuz 2011'de can dostumla beraber saat 18:30'da Diyarbakır Star Turizm ile Ankara AŞTİ'den yola çıkıyoruz. Yolculuk başladığında, yolculuğun ana konusunun  Yaşar ismindeki servis görevlisi olacağı hiç aklımıza gelmemişti. Yaşar çok rahat ve çok saf bir izlenim veriyor bize. Yolculuk başladığında bizlere dondurma ikram ediyor. Yolcu sayısı az olduğu için kalan dondurmaları da yaşar götürüyor tabi:) Bir ara koridora uzanarak uyuyan birini görüyoruz. Bilin bakalım kim bu? Tabiki yaşar:) Yaşardan su istiyorsunuz, yaşar su getirmeyi unutuyor:) İşte böyle eğneceli bir başlangıç yapıyoruz Güneydoğu turuna. Tabi Batı arabalarındaki konforu bulmak zor. Yolculuk esnasında patlayan teker ve tekerin değiştirilmesi için geçen  saatlık süre bile neşemizi bozamıyor.  

Diyarbakır Star Turizm

Neyseki tekrar yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz ve nihayet 15 saatlik bir yoluluktan sonra sabah 10:00 sularında Diyarakıra iniyoruz.

Diyarbakırda hava biraz kapalı. Yoldan geçen birine Diyarbakır'da nereleri gezebileceğimizisoruyoruz. Bize balıkçıbaşı minibüslerine binmemizi ve kervansarayda inmemizi ve oradan cadde boyunca yürüyerek birçok tarihi yeri görebileceğimizi o kadar güzel ve içten anlatıyor ki bize, çok mutlu oluyor, teşekkür ederek oradan ayrılıyoruz. 

Yaklaşık 15 dakika sonra kervansaray otelinin önündeyiz, içeriye öylesine bir göz attıktan sonra, cadde boyunca ilerlemeye başlıyoruz.


Dİyarbakır Kervansaray Oteli
 Bir minare görüyoruz, bildiğimiz cami minarelerin oldukça farklı olan bu minarenin şeyh matar camiinin dört ayaklı minaresi olduğunu anlıyoruz. Bu güzel sanat eserini yakından inceliyoruz ve yolumuza devam ediyoruz.


Dört ayaklı minare
Bu yazının ve Güneydoğu turunun kalanını vakit bulduğumda yazacağım....

25 Şubat 2011 Cuma

Sakarya - Acarlar Longozu ve Karasu. Faydalı bir çalıştay...

Hayatta tesadüflere yer yoktur diyerek başlamak istiyorum yazıma. Saat 14:30 günlerden Perşembe ve bir mail geliyor. Mailde Sakarya Karasu Kıyılarının da yer aldığı bir teknik gezi ve arkasından 1 gün süreyle bir çalıştay yapılacağından bahsediliyor. Yakın bir zamanda Karasu'ya gitmek zorunda olan ben için bulunmaz bir fırsat. Hemen bana mail gönderen Tez Danışmanım Prof. Dr. Lale BALAS'ı arıyor ve ben gidiyorum hocam diyerek İMO ( İnşaat Mühendisleri Odası) da irtibata geçeceğim Ayşegül Hanım'ın telefon numarasını alıyorum. Ayşegül Hanımdan Cuma günü sabat 07:00 da yola çıkacağımız bilgisini alıyorum. 

Acarlar Gölü Longozu ( Su Basman Ormanı)
Sabah 07:15 de Ankara İMO dan yola çıkıyoruz. ODTÜ den bir öğretim görevlisi, iki asistan arkadaş, Ayşegül Hanım ve ben yaklaşık 3 saat sürecek olan Ankara-Sakarya yolculuğuna çıkıyoruz. 

Sakarya'ya girişte Seçkinler Otelini aramaya başlıyoruz. Bir tabelada "Seçkinler Otel 1 km" yazıyor. Biz 3-4 km gittikten sonra bile oteli bulamayınca artık birilerine soralım diyoruz:)) Araçta espriler havada uçuşuyor. Buralarda nereyi arasanız 1 km yazıyor:)) Neyse sorduklarımızın tarifleriyle de oteli bulamayınca, aklıma benim telefondaki navigasyon hizmeti geliyor. Neyse ki zor da olsa navigasyon yardımıyla oteli buluyoruz:)

18 Kasım 2010 Perşembe

Almanya-Stuttgart-Friedrichshafen

Sabah saat 9:00 da Ankara Esenboğa Havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Hedef Almanya-Stuttgart-Friedrichshafen'de bir takım görüşmeler yapmak. 

Havaalanına girdiğimizde karşımda bir anda Galatasaray-Arsenal UEFA Kupası maçında "Ağlamak İstiyorum Sayın Seyirciler" sözleriyle tüm futbol severlerin yakından tanıdığı Levent Özçelik'i görüyorum. Hemen resim çektiriyoruz. Neyse konunun dışına fazla çıkmayalım:) Yaklaşık 1,5 saat kadar uçağı bekleyeceğiz. Bu esnada dostumla beraber uçakta neden koridorda oturmak istediğiyle ilgili muhabbete başlıyoruz. Böyle saçma bir konudan nasıl 1 saatlik sohbet çıkardınız diye sormayın. Koridorda oturmanın birsürü faydası varmış:))) Uçağımız 12 de Ankaradan havalanıyor ve eğlenceli bir yoluluktan sonra 13 de İstanbula iniyoruz. Çok hızlı hareket etmek zorundayız. Çünkü saat 14:50 de Stuttgart uçağına yetişmeliyiz. Önce Harç Pulu sırasına giriyoruz. Türk Vatandaş olmaktan utandığımız zamanlar bu zamanlar işte. Başka hiç bir ülke insanı böyle garip bir uygulamaya maruz kalmıyordur herhalde. Harç pulunu aldıktan sonra, pasaport işlemlerine koşturuyoruz. Pasaport işlemleri için 6-7 banko çalışıyor ama inanılmaz bir sıra var. Neyseki biraz stres yaşadıktan sonra işlemleri halledip uçağa biniyoruz. Yanımda isminin sonradan Baki olduğunu öğrendiğim Karadeniz kökenli bir abimiz var. Sohbete başlıyoruz. Avusturyada bir fabrikada işçi olarak çalışıyormuş. Oradaki gençleri soruyorum, "100 tanesinden 5 tanesi sağlamdır diyor". Üzücü bir durum. Avusturyada genellikler Kayseri, Tokat, Karadeniz, Denizli yöresinin insanları varmış.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Adana - Polatpınar Köyü, Kültürel Farklılık mı? Aynılık mı?

Birçok insan gibi bende de, aynı olan her şey bir süre sonra bıkkınlık oluşturuyor ve farklı olanı arama duygusu baskın hale geliyor. Kültürel yaşantımızın, örf, gelenek ve göreneklerimizin yani toplum içinde bizi farklılaştıran kavramların bile aynılaştığı kayıp bir dönem yaşıyoruz. Farklılıklarımızın yeşerdiği tarlalarımızı sulayan barajın gövdesi artık Küreselleşme selinin basıncına dayanamaz hale gelmiştir. Bir gün bu baraj yıkılacak ve farklılıklar dümdüz olacak, yıkık, dökük, çamur bir kültür oluşacak.
Bu konudan muzdarip olan birçok insan gibi ben ve can dostum da bu konudan oldukça muzdariptik. Nereye gidiyor bu toplum sorularının sorulduğu belki de yüzlerce sohbet yapmış, çözüm önerileri düşünmüşüzdür. Doğruyu arama adına birçok yer ve mekân düşünmüş olmamıza karşın, doğruyu yanlış yerde aramamanın gereğine inanmıştık.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Arnavutluk-Tiran

 Kosova- Prizrenden ( Prizren gezi notları için arşivden ilgili başlığa bakabilirsiniz) otobüse biniyorum. Alman arkadaşlardan ayrıldığım için üzgünüm. Ortalarda bir yere oturuyorum. Otobüs çok dolu değil. Hemen Pasaportlar toplanıyor ve bir kağıda pasaport bilgileri aktarılıyor. Otobüsün içi acayip sıcak. Nihayet saat 17:00 de hareket ediyor. İlginç bir şekilde yaklaşık 15 dakika sonra mola veriyor otobüs. Çok güldüm valla.. İniyorum otobüsten uzaktan birileri bana el sallıyor. Aaaa o da ne! bizim Alman arkadaşlar. Yanlarına gidiyorum. Onların otobüs daha önce gelmiş.

25 Temmuz 2010 Pazar

Kosova-Prizren bir Türk şehri

Priştine'den Prizren'e gitmek için bindiğim otobüs hemen hemen dolu gibi. Otobüste çok güzel Kosova parçaları çalıyor. Bir tanesi çok hoşuma gitti  parçayı googlede aratırasanız "Aurela Gaçe ft Dr.Flori & Marsel - Origjinale"  yazmanız yeterli. Dinlemenizi tavsiye ediyorum. İlerledikçe yoldan yolcu almaya başlıyor. Kendimi Türkiyede dolmuşta gibi hissediyorum. Yol ücreti toplanıyor. Ücret 4 Euro. Priştine -Prizren arası 70 km yazıyor tabelada. Tek gidiş tek geliş bir yol. Muavin yolda yememiz için SAFA gofreti dağıtıyor. Tabiki Türk malı. Yolun geçtiği vadi inanılmaz güzel. Her yer yeşil. Saat 16:20 de Prizren Otobüs Terminalindeyim.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Kosova - Priştine


Makedonya-Üsküp de kaldığım otelden saat 10:15 de çıkıyorum. Yürüyerek 10:45 gibi terminale geliyorum. 5,5 Euro'ya Kosova-Priştine biletimi alıyorum. Saat tam 11:00 de otobüs hareket ediyor. 40 dakika sonra sınırdayız. Makedon polisi pasaport kontrolü yapıyor ve 10 dakika sonra Kosava sınırına geçiyoruz. Kosova polisi pasaportları toplamak için otobüse biniyor, hemen yan taraftaki koltularda oturan iki tane İtalyan turistin pasaportuna baktıktan sonra "Neden geldiniz diye soruyor", Turist olduklarını söylüyorlar. Sıra bana geliyor, Türk Pasaportunu görünce gülümsüyor ve geçiyor. Türk olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum:) Otobüs sınırdan ayrılıyor ve artık Kosava topraklarındayız.

11 Temmuz 2010 Pazar

Sirbistan-Belgrad yolculugu ve hay ben bu vizenin:)

Makedonya uluslararasi otobus terminalinde kalmistik hatirlarsaniz. Otobus geldi ve otobuse bindik. Muavin biletleri topluyor ve kestigi kocanlarin arkasina her yolcunun ismini yaziyor ( anlayamadim valla).Benim ismimi anlayamadigi icin ben yaziyorum ve cok mutlu oluyor.45 dakika sonra Makedon tarafindaki sinir kapisina geliyoruz. Makedon polisitum pasaportlari topladiktan sonra 15 dakika icinda islemleri yapiyor ve bizi birakiyor.100 metre ileride Sirp giris noktasina geliyoruz. Yine bir polis otobuse biniyor ve pasaportlari topluyor.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Makedonya-Üsküp (Skopje) de ne işim var?

Saat 23:20 da  Annemin "Oğlum ne işin var oralarda" sözleriyle beraber evden çıkıyorum.. Saat 12:30 da AŞTİ ( Ankara Şehierler Arası Otobüs Terminali) de olmak zorundayım. Cadde de dolmuş bekliyorum ama nedense ne gelen var ne de giden.. Sonra geç kalma telaşıyla taksiye atlayıp Dikimevi Metro durağına geliyorum. Metro sanki benim için bekliyor, biner binmez harekete geçiyor. Oturduğum koltuğun çaprazından biri bana doğru el sallıyor. Eski komuşumuzun oğlu, eşi , gelini ( yedi sülalesi :) )  karşıda. Yanlarına gidiyorum. Kayseride ölen bir yakınlarına taziye vermek için gittiklerini anlatıyorlar. Eski anılardan bahsediyoruz. Komşumuzun büyük oğlu Gencay  bir kaç aydır Rusyada  olduğunu oraların çok güzel olduğunu vb.. bisürü detay anlatıyor. "Gençsin bekarsın git gör oraları diyor" tabi yüz ifademin biraz sert'e kaçtığını görünce şaka yapıyorum diyor ( Cenazeye giderken bile  diğer  taraf hakkında kendine çeki düzen verememenin en  iyi örneği bu olsa gerek, Not: Bu konu ile ilgili ayrı bir yazı yazacağım). Biraz daha muahbbet etttikten sonra Aşti deyim. Komşularla ayrıldıktan sonra biletimi alıyorum. Her yer asker yakınlarıyla dolu.. Bize has asker uğurlama törenleri ( Yeni bir moda çıkmış: Askerin bindiği otobüs hareket ederken otobüse gençler elleriyle kuvvetli bir şekilde devamlı vuruyorlar), ağlayan Anneler, Bacılar, ağlamamak için direnen Babalar ( Bu konu ile ilgili ayrı bir yazı yazacağım). Kısacası güzel görüntüler, seviyorum bu Milleti.

Metro Turizm ile İstanbul'a gideceğim oradan da Uçakla Makedonya-Üsküp. Otobüsü beğenmedim, eski ve temiz değil. Bir çoğumuz da olduğu gibi ben de yolda uyuyamıyorum. Sabah 6:30 de Esenler Otogarındayım. İstanbul'a öyle bir yağmur yağıyor ki inanamazsınız. Servis aracı bizi Atatürk Havalimanına bırakıyor.  Akbil gişelerini görünce Recep İvedik'in çok sevdiğim repliği aklıma geliyor."Full Ağbil haaaa, Metrobüse falan bineceemm " :) Neyse Metro ile 7:10 da Havaalanına ulaşıyorum. Daha önce de çok defa Atatürk Havaalanına gitmiştim ama hiç bir yazımda Esenboğa ile kıyaslamama yapmamıştım.. Esenboğa Havaalanı Gerek Mimari gerekerse de İşletme olarark Atatürk Havaalanından çok ileride bence. Neyse, Bir cafede çay ile birlikte Annemin otobüste yersin diye koyduğu yolluğumu götürdükten sonra, biniş kapısına doğru yol alıyorum. Bosna-Hersek'e giderken kapı numarası değiştiği için ve benim anonsu duymamam nedeniyle uçağı kaçırıp bir sonraki güne kalmam dolayısıyla gözüm devamlı ekranda:) Ve beklenen an kapı numarası değişiyor:) Neyse yeni kapıya gidiyorum, uçak kuyruğunda Makedon asıllı bir Türk esnafla sohbete başlıyoruz. Ticaret yapmak için gidiyorum diyor.. Tabi sevindirici durumlar bunlar. İki milletin kaynaşması için de öncü adımlar. Nihayet uçağa biniyorum. Uçak tamamen dolu. THY'nin her gün Makedonyaya uçuşu var. Eğer her sefer böyle dolu oluyorsa, inanılmaz bir bağlantı var iki ülke insanları arasında. Yağmur ve Havaalanı işletmesinin beceriksizliği yüzünden ortalık karışık, bize 10. sırada havalanma izni veriyorlar ki bu da yaklaşık 40 dakika uçakta havalanmayı beklemek anlamına geliyor. Daha önce de burada karşılaştığım her seferinde bahane bulunan durum.. Havalanıyoruz ve yaklaşık 1 saat sonra Üsküp Havaalanındayız. Havaalanının ismi Üsküp Büyük İskender Havaalanı. Yunanistan ile Makedonya Büyük İskenderi sahiplenme konusunda bildiğiniz gibi yarış halindeler. Yunanlar Baklava, Ayran , Ney gibi bize ait ögeleri de sahiplenmekten geri durmuyor. Naapsınlar garipler:))

                                                           Üsküp ( Skopje) Havaalanı

6 Temmuz 2010 Salı

Pasaport ve Ankara - Çamlıdere Gezi Notu Arasında ne gibi bir ilişki olabilir :)

Geceden saatimi kurmuş, sabah 7:00 de evden çıkacak 7:30 gibi Ankara Emniyet Müdürlüğünde olacaktım. Amaç? Amaç, Pasaportumun süresini uzatmak. Tabi Türkiyede plan yaparken birçok parametreyi göz önüne almak gerekiyor. Saat 7:00 gibi arabayla yola çıkıyorum, Ankarada trafik çok sakin. Tabir-i Caizse in-cin yakar top oynuyor :)  İyi diyorum  bu saate kimseciklerde olmaz, pasaportun süresini uzatır işimi hallederim...Diyordum kiiii, o da neeeee!!!  Pasaport kuyruğu Ankamall'e kadar gelmiş ( Ankarayı bilmeyenler için şöyle izah edeyim. Yaklaşık 150 metre). Çok değerli büyüklerimiz e-pasaport uygulamasına geçtiği için artık öyle çat kapı ben geldim pasaportum da bu, hadi uzatın süresini diyemiyorsunuz..Eğer böyle birşey derseniz, "İnternetten randevu almanız gerekiyor, yoksa yassaaahhh gardeşim" diyorlar.. En erken randevu tarihi için 40 gün beklemem gerekiyor:)) Neyse bu tür durumlar çok olduğu için yine büyüklerimiz demiş ki "ya acil süre uzatımı talepleri olabilir, bu taleplerle gelecekler için şöyle güzel bir uygulama geliştirelim" demişler.. Merak ediyosunuz değil mi? Hemen anlatayım bu uygulama şu; ilk 100 randevusuz gelen kişiyi kabul edelim, sonrası yarın gelsin:)) Bazen bu ülkede düşünmeyi yasaklamak gerekiyor :))

Neyse ben konumuza döneyim. Baktım ki sıra almış başını gitmiş şimdiden 300 kişi olmuş, hiç durmadan dün akşam arkadaşımın "Abi Çamlıdere Emniyet Müdürlüğü randevu sistemi kullanmıyor, isteyen gidip aynı gün işlemini yaptırabiliyor" sözleri kulaklarımda çınladı.. Eeeee bu sese kulak vermek gerekiyor dedim ve rotamı İstanbul yolu üzerinden Çamlıdere ilçesine çevirdim ( Saat 7:50).

Ankaranın çıkışında Otoyol veya karayolu tercihlerinden Karayolunu seçiyorum ( Parasından değil, buradan daha rahat ulaşacağımı düşündüğüm için) .Yol boyunca hiç pişmanlık duymadım, harika bir manzara, tertemiz bir hava.. Ben 40-50 km falandır mesafe derken, Ankara Merkeze uzaklığı 75 km kadarmış:)) Sabahın o güzel havasında yaklaşık 3-4 cm araladığım camların arasından gelen tertemiz hava eşliğinde, 80-90 km hızla yavaş yavaş yoluma devam ediyorum.

Kazan ve Kızılcahamam ilçelerini geçtikten sonra nihayet ana yoldan bizi sol tarafa doğru yönlendiren Çamlıdere levhasını görüyor ve sol taraftaki tali yola geçerek kısa süreceğini sandığım ama yaklaşık 15 dakika daha gitmem gerektiğini sonradan anladığım yolda devam ediyorum. Çamların sayısı Çamlıderenin ismine yakışır şekilde artmaya başladı.. Her geçen saniye iyiki Ankarada sıra varmış, iyi ki geldim demekten kendimi alıkoyamıyorum...

Nihayer 3000 nüfuslu ( küsüratı da var ama araba kullandığım için not alamadım:) ) Çamlıdere  levhasını görüyorum ( Saat 9:10). Girişte çok güzel villa kentler kurulmuş.. Çok güzel mimarili bu villalar hemen "kaç para acaba bunlar ya" gibi geleneksel Türk merak sorularını canladırıyor beynimde..


Çamlıdere merkeze yaklaşınca yol kenarında durarak bir arkadaşa Emniyet Müdürlüğünün yerini soruyorum.."Abi bu yolu takip et sağda görürsün diyor".. Dediği gibi Emniyet Müdürlüğünü buluyorum.. İki katlı koyu mavi boyalı, bizim Ankaradaki karakollara benziyor, küçük bir bina.. Hemen yanında Kaymakamlık Binası, Karşısında virane olmuş bir çay bahçesi ( dekore edilse harika bir yer olur), biraz aşağısında Belediye Binası ve Öğretmen Evi var.. Yani tüm kamu binaları bu mecburiyet caddesi üzerinde. İlçe bir tepenin yamacına kurulmuş, ahşap-tuğla evler beni hayran bırakıyor kendilerine...

 Neyse koptum yine:)) İlçe Emniyet Müdürlüğünün kapısının önünde bir adet Ford Transit Ekip Otosu olmasa, Emniyetin kapalı oluğunu zannederdiniz. Alt kattan üst kata doğru merdivenle çıkarken biraz garip hissettim kendimi, çünkü kimse karşıma çıkmadı.. Üst kata çıkınca sivil kıyafetli birine "Pasaport için gelmiştim"  dedim. "hemen sağdaki ikinci oda" cevabını alınca odaya yöneldim.. "Merhaba, ben pasaport için geldim Ankaradan" der demez "Hoşgeldin kardeş, buyur otur, çay içermisin" diyen ismini sonra öğrendiğim Polis Memuru Hakan Bey'i ve daha sonra odaya gelen girişte gördüğüm sonradan Komiser olduğunu anladığım  mütavazi kişiyi tanıma şerefine nail oldum.. Hemen evraklarımla ilgili gerekli işlemler yapıldı ve "Kaymakam Bey'in imzası gerekiyor ama Kaymakam Bey saat 11' de imza işlerini hallediyor, malesef beklemek zorundasınız" dedi Hakan Bey.. Tabi bu duruma karşısında "ben alışkınım işlerimin ters gitmesine " dedim ve biraz güldükten sonra saat 9:30 dan 11:30 a kadar ki bekleme maratonuma orada oturan iki gencin tavsiye ettiği karşıdaki çay bahçesinde başladım...


Emniyetin karşında 2 bardak çay içerken bu notları yazmaya başladım. Çay çok güzeldi ( belki havanın güzelliği bana o tadı verdi)..Yaklaşık 1 saat kadar orda oyalandıktan sonra.. Kalan 1 saatimi ilçeyi gezmek ve bulabilirsem yol boyunca tabelalarını gördüğüm Ali Semerkandi Hazretlerinin kabrini ziyaret etmekle geçirmek için çay bahçesinden ayrıldım.

Yaklaşık olarak 300-400 metre uzunluğundaki tek caddesini yürüdükten sonra ileride cami ve medrese karışımı bir yapı gördüm.. Bu büyük ihtimalle Ali Semerkandi'nin kabrinin olduğu yer diyerek 200 metre kadar yürüyüp hakikaten doğru tahmin ettiğim yere ulaştım.. Burası Cami, Kuran Kursu, Vakıf vb.. birkaç binadan oluşan bir yer.. Girişte  Ali Semerkandi'nin hayatını anlatan Kitabeyi dikkatlice okuyunca şok oldum.. Anadolu için çok kıymetli bu ve bunun gibi insanları bilmediğim için çok üzüldüm.

Çok kısa bu zat ile ilgili bilgi vermeden geçmek istemiyorum.. Ali Semerkandi Miladi 1320 yılında doğmuş ve birçok yer gezdikten sonra Çamlıdereye yerleşmiş ve yöre halkına ilim irfan öğretmiş bir zat.. Bu zat yüzünden eskiden Çamlıdereye Şeyhler derlermiş.. Çok kısa oldu ama bu zatın hayatıyla ilgili detaylı bilgiyi netten mutlaka okuyun..

Kabirde bir Fatiha okuduktan sonra oradan ayrılıyorum..


Saat 11 30 gibi Emniyete gittim ve henüz Kaymakamın imzalamadığını toplantıda olduğunu söyledi Hakan Bey.. Malesef yaklaşık 1,5 saat orada Hakan Beyle lafladık ( konuştuğumuz konuların detayına girersem kitap olur).. Sonra benim gibi pasaport mağduru Ankaradan gelen bir arkdaşla yine aynı çay bahçesinde oturup biraz sohbet, yemek ve çay molasından sonra. Tekrar Emniyete gittik ve Kaymakamında o esnada makam aracıyla kaymakamlık binasına geldiğini gördük. Umarız imzalar diye konuşuyoruz arkadaşla.. Neyse gelen bir telefon ve pasaportlar imzalandı sözü bizi çok sevindiriyor..

Saat 14:40 işlemler bitiyor ve Emniyet çalışanlarına teşekkür edip ayrılıyoruz.. Saat 16:00 da evimdeyim..

Bu gezinin en olumlu yanı: Öncelikle Emniyet çalışanlarının  nazik ve duyarlı olduklarını görmek beni çok sevindirdi... Devletin halk için halkın işlemlerini bu kadar can-ı gönülden takip ettiklerini görmek bu ülkenin geleceğine daha umutla bakmamı sağladı.

Bu gezinin en olumsuz tarafı: Bir imza için yaklaşık 4 saat beklemek. Keşke herkes Emniyetteki arkadaşlar gibi işini özverili yapabilse...

Not: Bu blogdaki tüm bilgi ve resimleri kullanabilirsiniz :)  Selamlar....