28 Ocak 2012 Cumartesi

KEŞKE DEMEYECEKTİN YA! HANİ GÖNLÜM

Yok yok ne keşke senden ne sen keşkeden ayrılamazsın; hele tek başına yürüdüğünde, birde kar yağarsa lapa lapa, bak gör kopacak fırtınaları, ama yavaş yavaş öyle aniden değil! filmi sar baştan anlatayım, unutacaksın nasıl olsa, kafan bozuktur, mutlu değilsindir, bulunduğun zamandan kopmak istersin, atarsın kendini dışarıya önce kafanı yerden kaldırmazsın korkarsın, adımlarını kendince sağlam atmak buz zeminde yere çakılmamak için, sonra başını kaldırdığında ne güzellikler kaçırdığını düşünür, hayıflanırsın hazin hazin!.. etrafına bakar, derin bir nefes alıp, dallara sarılan kar parçacılarını, kırıntılarla yetinmek zorunda kalan serçeleri benzetirsin kendine, sonra mı? keşke diye çıkar çiğerlerinden buram buram hasret kokan nefesin, üşüdüğünü anlarsın, irkilme başlar, hüzünlenirsin ve bir rüzgar çıkar ne agaç dalına sığınan kar parçacığı ne de acıdığın o serçe kalır, anlamsız hissedersin kendini, nedenler niçinler sarar gözlerini, göremezsin senin için hayırlı olanı, güzel olsa da kar taneleri yere düştüğünde eriyip  buz olacak, sen yine başını yerden kaldırmayacaksın, sonunda mı? aynı filmi sar baştan keşke diyeceksin.(S.Ü)

NASİHAT

Kör kütük aşıklar var çevremde. Hallerini gördükçe bazen gülesim geliyor, bazen de üzülüyorum. Geçmişteki ben oluyorum. Acıyorum o  hallerime, hatta alaycı bir ifadeyle gülüyorum kendime, o zamanlarıma…

Şimdi anlatsam, uğruna kahroldukları şeylerin aslında içi boş hayaller olduğunu ve kendinize gelin “ulaşılmazların ulaşıldıklarında ne kadar sığ olduklarını göreceksiniz” desem…Eminim bunların hiç birini anlamak bile istemezler… Çünkü bunu anlamak için acıyla aynı masaya oturmak, uzun bir süre onunla yoldaş olmak gerek…

Seven için sevdiğinin her hareketi güzel ve özeldir. Karşılaştığında herhangi bir yerde, merhaba demesine bile anlam yüklenir, yok yok kesin benden hoşlanıyor dedikoduları yapılır yakın arkadaşların yanında ve onların cesaretlendirmesiyle ilk hamleler yapılır.. Ne olduğundan haberi olmayan “o” ise kendi hayalleri ve ona merhaba diyen başka biriyle tanışma hayalleri içindedir.

Kendine gel aşık, seni düşünmeyen birini düşünerek vakit geçirme.. Mecnun Leyla’yı karşılıksız sevmedi… Sen yeni bir destan yazmaya kalkma... Destan tek kişiyle yazılmaz…

23 Aralık 2011 Cuma

Kudret

Kudret karşısındasın çeki düzen ver kendine,
Nedir bu fani halinle acınacak başkaldırıların,
Ayrılanları gördükçe bu küreden,
Hala usanmazmısın Ben demekten,

Vurulsa hak ayaklarına pranga,
Atılsan vallahi hak zifiri karanlık zindanlara,
Hala bilirsin bunu da,
Baş eğmezsin kudrete pervasızca.

Ne oldu beşerken baki gösterdin kendini,
Ne oldu cahilken alim gördün kendini,
Elbet göreceksin alim-i mutlak, baki-i mutlağı,
O zaman boyun eğersin boğazında pişmanlığın hıçkırığı.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Diyar-ı Bekir (Diyarbakır) acabalarla başlayan yolculuk

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Güneydoğu'ya olan merakımızı gidermek amacıyla  18 Temmuz 2011'de can dostumla beraber saat 18:30'da Diyarbakır Star Turizm ile Ankara AŞTİ'den yola çıkıyoruz. Yolculuk başladığında, yolculuğun ana konusunun  Yaşar ismindeki servis görevlisi olacağı hiç aklımıza gelmemişti. Yaşar çok rahat ve çok saf bir izlenim veriyor bize. Yolculuk başladığında bizlere dondurma ikram ediyor. Yolcu sayısı az olduğu için kalan dondurmaları da yaşar götürüyor tabi:) Bir ara koridora uzanarak uyuyan birini görüyoruz. Bilin bakalım kim bu? Tabiki yaşar:) Yaşardan su istiyorsunuz, yaşar su getirmeyi unutuyor:) İşte böyle eğneceli bir başlangıç yapıyoruz Güneydoğu turuna. Tabi Batı arabalarındaki konforu bulmak zor. Yolculuk esnasında patlayan teker ve tekerin değiştirilmesi için geçen  saatlık süre bile neşemizi bozamıyor.  

Diyarbakır Star Turizm

Neyseki tekrar yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz ve nihayet 15 saatlik bir yoluluktan sonra sabah 10:00 sularında Diyarakıra iniyoruz.

Diyarbakırda hava biraz kapalı. Yoldan geçen birine Diyarbakır'da nereleri gezebileceğimizisoruyoruz. Bize balıkçıbaşı minibüslerine binmemizi ve kervansarayda inmemizi ve oradan cadde boyunca yürüyerek birçok tarihi yeri görebileceğimizi o kadar güzel ve içten anlatıyor ki bize, çok mutlu oluyor, teşekkür ederek oradan ayrılıyoruz. 

Yaklaşık 15 dakika sonra kervansaray otelinin önündeyiz, içeriye öylesine bir göz attıktan sonra, cadde boyunca ilerlemeye başlıyoruz.


Dİyarbakır Kervansaray Oteli
 Bir minare görüyoruz, bildiğimiz cami minarelerin oldukça farklı olan bu minarenin şeyh matar camiinin dört ayaklı minaresi olduğunu anlıyoruz. Bu güzel sanat eserini yakından inceliyoruz ve yolumuza devam ediyoruz.


Dört ayaklı minare
Bu yazının ve Güneydoğu turunun kalanını vakit bulduğumda yazacağım....

16 Nisan 2011 Cumartesi

Papatyam gibisin...

Benim için Nisan ayı Bahar demek, tazelik, yeniden doğuş, temizlik, paklık demek. Nisan ayı demek bahçeli evimizin bahçesindeki mis kokulu Papatyalar demek. Ne kadar güzeldir Papatyalar bu mevsimde.Bembeyaz yaprakları, canlı mı canlı sapsarı bir dünya etrafındaki koruyucu melekler gibidir. Koparmaya kıyamazsın. Nisan ayı yenilik ayıdır.  Koskoca bir yıl pas tutan zihnimizin açıldığı, gönlümüzün dolduğu, taştığı  bereketli bir zamandır bu zaman.

Bu kadar yeniliğin, güzelliğin arasında alışılagelmiş bir Nisan mı geçireceğiz diye düşündüğüm 1989 yılında hayatım ve hayatımız o kadar değişti ki... Bir anda üzerimizdeki ölü toprağı toz oldu uçtu gitti, kalplerimizin, gönlümüzün kiri, pası silindi. Ne oldu peki?

Dokuz yaşındaydım. Annem hastaydı ve doktora gitmişti. Doktordan geldiklerinde, komşumuzun hadi bakalım size bir kardeş geldi demesiyle şok olmuştum. Demek ki daha önce büyüklerin bana söyeledikleri şaka değilmiş. Çok mutlu olmuştum. Vay be ne hava atacaktım okuldakilere. Abi olmuştum. Hemen öğlenci olan ve akşam  eve  gelmek üzere olan kız kardeşimin okuluna doğru koşmaya başladım, müjdeyi vermeliydim.  Kız kardeşim müjdeyi alınca, beraberce eve doğru koşmaya başladık.